-BİR ANKARA ÇIKARMASI-
Sömestr tatilinin ikinci salı ve çarşambasında “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” düsturunca Ankara’ya yol alıyorum. Sabahın erken saatlerinde yolculuğu özlemişim. Ankara’ya seyahat niyetimin yanında, oradaki şair-yazar arkadaşlarla görüşme ve biriyle de tanışma niyetim var.
Kızılay’a AŞTİ’nin servisiyle geçiyorum. Dost Kitabevi’ne uğramadan onun alt tarafında yer alan Karanfil Sokak’taki sahafları dolaşmak istiyorum. Sahafları seven biri olarak eski kitap kokuları arasında kayboluyorum. Zaten iş hanının bodrum katı diyebileceğimiz bölgesinde hizmet veriyorlar. Çok da nazikler ve ne sorsak cevap veriyorlar. Dört kitabın yanında Mustafa Ruhi Şirin’in bir kitabını hemen alacaklar listeme koyuyorum.
Sonrasında ilginç bir şekilde hatırıma gelen “Acaba Yunus Emre, Niyazi Mısrî ya da Eşrefoğlu Rumi Divanları var mıdır?” sorusunu soruyorum. Sahaf hemen arkasını dönüp kolayca bir yerden koyu yeşil ciltli Niyazi Mısrî Divanı’nı çıkartıyor ve inceleme fırsatı veriyor. Kitabın sayfa kenarları iyice sararmış ve Romen rakamlarıyla not düşülmüş 1963 yılı basımı bir kitap. Hiç düşünmeden parasını verip eski ama yeni alınmış kitaplarımla mutluluğu yaşıyorum.
Dost şair ve eski kalite radyoculardan İsa Karatepe’yi Dost’ta bekliyorum, tabiî şiir ve edebiyat bölümünde. Gelir gelmez Kitaplara şöyle bir bakıyor ve “Üst raflardaki kitaplar, çoğunluğu şu an hayatta olmayan yazarlara ait, altta görünmeyenler ise yaşayanlara, fark ettin mi Ümit?” deyiveriyor bir sitemle.
Acaba o görünen raftaki kitapların şair ve yazarları şu an kaç yaşındadırlar, diye düşünmeden edemiyorum. Mesela İsa’nın çok sevdiği “Cemal Safi” imzalı kitaplara özellikle dokunuyoruz.
Arada, Hüseyin Akın’ın son kitabı “Böyle Buyurdu Resul” var mıdır diye soruyorum ve görevliden olmadığı cevabını alıyorum. Bu arada kitap fiyatlarında belirgin bir artış olduğunu söyleyebilirim.
Sonrasında yemek yemeğe gidiyoruz. İsa çoğunlukla şu an faaliyette olmayan eski Kurtuba Kitap Evi’nden bahsetmeden edemiyor. Kurtuba’da yaptıkları, bir kere benim de konuk olarak katıldığım şair-yazar buluşmalarını özlediğimizi hissediyoruz. Kurtuba’da çoğu edebiyat dergisini bulabildiğimizi ve okuyabildiğimizi hatırlıyoruz. Şimdi onlar da eskide anı olarak kaldı maalesef.
Sonra ses sanatçısı arkadaşımız Süreyya Açıkgöz’ün mekânına çay içmeye gidiyoruz. Birkaç proje fikri hakkında konuşuyoruz. Bu arada öğretmen-şair-yazar İmdat Gümüş’ü Kızılay’a çağırıyoruz. Bu İmdat’la ilk buluşma ve tanışmamız olacak. Güzel bir mekânda çay içiyoruz. Onlar da çayı seviyorlar, ben de. Karşılıklı çıkmış kitaplarımızı birbirimize imzalıyoruz.
Sonra gezerken Yüksel Caddesi’ndeki Turhan Kitabevi’nin de “kapitalizme” yenik düşüp kapandığını, yerine başka bir şeyler yapılma çabasının olduğunu görüyoruz. Eh, ne de olsa yılların Kitapevi: Turhan…
Sonra başka sessiz sakin bir başka mekâna geçiyoruz ve şair-yazar muhabbeti burada da devam ediyor. Bir ara İsa orada eline aldığı, İmdat’ın kitabıyla başka ünlü bir yazarın kitabının isimlerinin aynı olduğunu fark ediyor. İmdat şaşırıyor ve o kitabı inceliyor. Kitap Maksim Gorki’nin “Aşk Rüyası” isimli kitabı. İmdat’ın da aynı isimli bir kitabı var. Günü bu şekilde bitiriyoruz.
Ertesi gün Kızılay’a otobüsle inerken indiğim noktadaki sağ alt caddede Türk Tarih Kurumu’nun büyük satış noktasını fark ediyorum ve hemen müdahil olup yayınevinin kitaplarını inceliyorum. Oradan da birkaç kitapla ayrılıyorum. Belki en az yarım saat kalmışımdır kitaplar arasında. Şiir antolojisini çift alıyorum İsa’ya imzalama düşüncesiyle.
Sonra İsa’yla tekrar buluşuyoruz ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin Sümer-2 Sokak’taki Genel Merkezi’ne gidiyoruz. Merhum D. Mehmet Doğan’ın oğlu Ahmet Emre Doğan’la muhabbete başlıyoruz. Gerçekten donanımlı ve kendini iyi yetiştirmiş bir yetenek. Yine kitaplar üzerine konuşuyoruz. Oradan da kitap almadan çıkmıyorum.
Oradan çıktıktan sonra da bir başka mekân keşfediyor sevgili İsa ve orada Youtube’a video çekmeden duramıyor. Benim “Bir Gidiş Hikayesi” şiirimin hikayesini anlattırıyor.
Belki de şairler ve yazarlar başka düşünüyor bu dünyada, önce kendini ve dünyasını sevmek üzerine. Artık bizler de yaşlanıyoruz. Ama kitaplar da büyüyor, yaşlanıyor. Onlar da ölüyorlar mı acaba diye soruyorum kendime.
Belki de ölümsüzlük iksiri denen şey; arkamızda bıraktığımız yaşlanan kitaplardadır, kim bilir? Evet, yazarları gibi kitaplar da yaş alıyorlar. Yazarları ölüyorlar ama eserleri çok değerliler. Belki de o yüzden görünen raflarda, göz önündeler.
1963 doğumlu bir kitapla, bugün doğmuş bir kitap arasındaki fark budur belki de.
Gökhan Özcan’ın son yazısından bir alıntıyla bitiriyorum yazımı:
Eserler yazarlarından hep daha uzun ömürlü değil midir?
Not: Kıymetli yazar Bülent Akyürek’i kaybettik. Makamı âli, ruhu şâd olsun!
Satılmış Ümit Çetinkaya
10.02.2026
Ağlı/Kastamonu