17 Ekim dünya yoksullukla mücadele günü nedeniyle Tüm Emekliler Sendikası Karabük Şube Başkanı Burhan Kelez, bir basın açıklaması yaptı.

Yoksulluğu üreten düzeni değiştirecek gücün emekliler ce emekçiler olduğunu belirten Başkan Kelez, şu açıklamayı yaptı:
Türkiye’de milyonlarca emekli açlık ve yoksulluk koşullarında yaşam mücadelesi verirken, toplumsal zenginlik küçük bir azınlığın elinde birikmeye devam ediyor. Bir tarafta servetini büyütenler, diğer tarafta yıllarca çalıştığı halde kirasını ödeyemeyen, sofrasına yeterli gıda koyamayan, ilaç parasını hesaplamak zorunda kalan milyonlar var. Bu tablo ne tesadüftür ne de kaderdir. Bu tablo, emeğin yarattığı zenginliğin adaletsiz bölüşüldüğü ekonomik düzenin sonucudur. AKP iktidarı, yirmi yılı aşkın süredir uyguladığı özelleştirme, piyasalaştırma ve sermaye odaklı ekonomi politikalarıyla bu düzenin sürdürülmesinde doğrudan siyasal sorumluluk taşımaktadır. 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’la emeklilik sisteminin değiştirilmesi, aylık bağlama oranlarının düşürülmesi ve sosyal güvenliğin giderek daha fazla maliyet hesabına indirgenmesi, emeklilerin yaşadığı gelir kayıplarının önemli nedenlerindendir. Bugün iktidar, kendi döneminde oluşturulan sistemin ortaya çıkardığı sorunları geçici aylık artışları ve sosyal yardımlarla yönetmeye çalışmaktadır.

Ancak sorun yalnızca emekli aylıklarının düşüklüğü değildir. Sorun, milyonları yoksullaştırırken bir avuç insanın servetini büyüten bölüşüm düzenidir. Ekonomi büyüyor deniliyor. Peki kimin ekonomisi büyüyor? Emeklinin sofrası küçülürken, işçinin ücreti erirken, gençler gelecek kaygısıyla yaşarken ülkenin zenginliklerinden kimler yararlanıyor? Faiz ödemelerine trilyonlarca lira ayrılan bütçelerde, sermayeye yönelik teşvikler ve kamu kaynaklarının kullanımındaki tercihler tartışılırken emeklilerin insanca yaşam hakkı neden sürekli erteleniyor? Çünkü bütçeler yalnızca ekonomik belgeler değil, iktidarın sınıfsal tercihlerinin de göstergesidir. Yoksullukla mücadele, yılda bir gün yapılan açıklamalarla, yardım paketleriyle veya emeklilere sunulan geçici desteklerle sınırlanamaz. Emeklileri yoksullaştıran ekonomik ilişkiler değişmeden, toplumsal zenginliğin bölüşümünde adalet sağlanmadan ve kamusal hizmetler güçlendirilmeden kalıcı bir çözüm üretilemez. Biz emekliler yalnızca daha yüksek aylık isteyen bir toplumsal kesim değiliz. Bizler, bu ülkenin fabrikalarında, tarlalarında, madenlerinde, okullarında, hastanelerinde ve bütün üretim alanlarında yıllarca çalışarak toplumsal zenginliği yaratan kuşağız.

Bugün bu zenginlikten hak ettiğimiz payı alamamamız, mevcut ekonomik ve sosyal düzenin sorgulanmasını gerektirmektedir. Emeklilerin mücadelesi yalnızca kendi aylıklarını artırma mücadelesi değildir. İşçilerin insanca ücret, gençlerin gelecek, kadınların eşitlik, çiftçilerin üretim ve bütün halkın demokratik haklar mücadelesiyle ortak bir zemine sahiptir. Çünkü emekliyi yoksullaştıran politikalarla işçinin ücretini baskılayan, kamusal hizmetleri piyasalaştıran ve toplumsal eşitsizliği derinleştiren politikalar birbirinden bağımsız değildir. Bu nedenle emeklilerin mücadelesini yalnızca ekonomik taleplerle sınırlamıyoruz.

Demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik, kamuculuk ve sosyal adalet mücadelesini insanca yaşam hakkımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

Bizim savunduğumuz değişim, yalnızca kişilerin değişmesiyle sınırlı olmayan; ekonomik ve siyasal kararların toplumun çoğunluğunun ihtiyaçları doğrultusunda alınmasını esas alan bir değişimdir.

Emeklilerin söz ve karar sahibi olduğu, örgütlenme hakkının güvence altına alındığı, toplumsal kaynakların halkın yararına kullanıldığı demokratik bir Türkiye istiyoruz.

Önümüzdeki 2027 bütçesi de bu açıdan önemli bir sınav olacaktır.

Emeklilerin gelir kayıplarının giderilmesi, 5510 sayılı Kanun’un emekliler aleyhine hükümlerinin kaldırılması, en düşük emekli aylığının en düşük memur maaşına eşitlenmesi ve bütün emeklilere seyyanen artış yapılması ertelenemez taleplerimizdir.

Ancak biliyoruz ki bu taleplerin kalıcı biçimde karşılanması, sosyal güvenliğin bir maliyet değil toplumsal hak olarak kabul edilmesini gerektirir.

EMEĞİN YARATTIĞI ZENGİNLİK HALKIN OLMALIDIR!

17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde bir kez daha söylüyoruz:

Yoksulluk kader değildir. Yoksulluk, değiştirilebilir ekonomik ve siyasal tercihlerin sonucudur.

Emeklilerin ve emekçilerin yarattığı zenginlik, toplumun küçük bir kesiminin ayrıcalığı değil, herkesin insanca yaşamının güvencesi olmalıdır.

Biz yalnızca gelirden aldığımız payı değil, toplumsal zenginliğin nasıl üretildiğini, kimlerin elinde toplandığını ve nasıl bölüşüldüğünü de sorguluyoruz.

Mücadelemiz, yoksulluğa mahkûm edilen milyonların eşit, özgür ve onurlu bir yaşam kurma mücadelesidir” dedi

blank