blankHayat, biz küçükken olduğundan daha hızlı akıyor artık yeni dünyamızda. İnsanlar, sürekli bir şeyleri, bir yerlere yetiştirmek ya da kendisi gibi kalabilirse, bir yerlere yetişmek zorunda hissediyor. “His” diyorum, çünkü belirgin bir şekilde dürtüyor artık bu hissiyat bizi.

80’li yıllarda çocuk olmanın verdiği hissiyatla, 90’lı yıllarda genç olmanın verdiği duygusal tazelik çoğunlukla örtüşüyor. Milenyumla beraber, özellikle dijital hayatın da, insanın vaktine ve tecrübesine girmesiyle birçok şey değişti.

Artık “ev genci” tabirini yadırgamıyoruz. Ev gençleri ne okulda ne de işte yer alıyor. Okul bitince, gördükleri rüyadan uyanıyorlar. Ne başka şeyler okuyup kendilerine yatırım yapmak ne de ekonomik özgürlükleri için çalışmak istiyorlar. Belki de çevrelerindekilerden etkilenip “Okuyup da başımıza ne olacaksın?” ya da “Çalışsan da emeğinin hakkını alabilecek misin?” sorularının muhatabılar. Belki de hiç muhatap bile alınmıyorlar. Okuyanlar, paçalarını sıvayıp dereleri geçerlerken ya da çalışanlar yorgunluktan, bu zümre-i âdemi göremiyorlar bile.
Sakın ha çok Türk dizisi izliyorsun galiba, demeyin lütfen! İnanın; hayat ya da yaşam, o dizilerden çok daha çetrefilli. Yün yumağı gibi tüğün olup dolandığımız hayat, bizim başımıza ne çoraplar örüyor, ya da bize ne badireler atlatıyor kim bilir.

Her şeye rağmen didinmek ve hayatta kaldığımız sürece ona bir şeyler katmak gerekiyor. Böyle yaptığımız sürece hayat da bize mutlaka bir şeyler katıyor.

Örnek var mı, diye sorabilirsiniz. Elbette var, hem de çok var. Bunun için sanırım biyografik kitaplar okuyabilirsiniz benim sevdiğim gibi. Aslında hayata da biraz fırsat verip olayları akışına bırakmak gerekiyor. Tabii gerekli önlemleri almamız ve satrançta olduğu gibi bütün tuşları yerli yerine ve kendi yerine koymamız icap ediyor.

Peki, bu kolay bir şey mi? Elbette değil. Yarının bize neler getireceği belli değil, fakat bugünü değiştirebiliriz. Göreceksiniz ki; bugünü değiştirdiğinizde yarına daha umutla bakacaksınız. Kuzenimle, geçen gün telefonla konuşurken, işsizkenki birer çikolatalı gofret ve soda eşliğinde gezerken kurduğumuz hayallerin, şu an hemen hepsinin gerçekleştiğini fark etmekteyiz.
Ama biz o hayalleri kurarken de hep akıştaydık sevgili dostlar. Birlikte radyo programları yaparken de o hep bir yerlerde çalışıyordu. Ben de görev geldiği müddetçe ücretli öğretmenliğime devam ediyordum ve tabiî radyoya. Ve biz o bugünü yaşarken, şu anki yaşadığımız yarınımızı inşa ettiğimizi belki de göremiyorduk ya da tahayyül dahi edemiyorduk. Ama hayallerde yaşıyorduk, dualar ediyorduk ama çaba da sarf ediyorduk. Belki de yakından uzaktan ağzı dualı birilerinden dua da alıyorduk, kim bilir.

Sevgili dostlar, şu hayat senfonisinde kimin duasının kabul olabileceğini bilemiyoruz. Hatta bu kendiniz bile olabilirsiniz. Bir gün zor bir anınızda ters bir dua edersiniz ve onun kabul edildiğini fark ettiğiniz anda her şey çoktan geçmiş olur. Kendinize de geçmiş olsun dersiniz.
İşte kendimden de örnek verdim ve biraz da yakınlarımdan.

Hayata olan bakışınızı değiştirip sadece bakışta kalmakla yetinmeden biraz da olsa “Akış” ta olun lütfen. Çünkü aynı bakış açısıyla farklı sonuçlar ya da değişimler beklemek hayatı daha da zorlaştırmak oluyor.
Su gibi aziz olun… Selam ve dua ile…

Satılmış Ümit Çetinkaya
29.09.2025
Ağlı/Kastamonu