Önce börtü böcekler, kaplumbağalar ve bilcümle sürüngenler ve dahi ağaçlar, kâbus gibi çöken dumanı ve dumanın içinden sıyrılarak acımazsızca üzerlerine gelen ateşi fark ettiler.

Sanki yön kavramlarını yitirmişti sessiz çığlıklarını da yanlarına alan kuşlar, kelebekler ve hızlı olmalarıyla bilinen bilcümle hayvanlar.

Ve sesiz çığlıklara umut olmak için, insan olmanın erdemiyle ‘’ geldik işte dostum’’ dercesine dört bir taraftan çıkıp çıkıp geldiler.

Sadece gelmediler!
Gelenler, arazözleriyle hortumlarıyla, gelenler ellerinde sularıyla aşlarıyla, gelenler iş makineleri ve su tankerleriyle, gelenler yaraları sarmak için ambulanslarıyla, gelenler fedakârca görev alan insanların güvenliğini almaya, gelenler ellerinde kesim motorlarıyla memleket delisi köylüler, gelenler afad gönüllüleriydi, gelenler bu afatı sevk ve idare edenlerdi, ama hepsinden önemlisi en kalbi duygularıyla geldiler.

Ne yazık ki, tüm bu gelmelerin yanı sıra kimileri de kirli siyasetleriyle hamasetleriyle geldiler ve yangından sonra yangının geride bıraktığı izlerden daha da derinini bıraktılar.!

Hüseyin Akdaş