“Hayatta bırakmam!” dediğiniz şeyler olmuştur mutlaka. Bu sorunun en doğru cevabını, şöyle mazinize bir baktığınızda, bıraktığınız ne çok şey olduğunu fark ettiğinizde bulacaksınız.
Bırakmak iyi bir şey aslında. Bırakmayandan korkacaksın azizim. Bu konu çoğunlukla kadın erkek ilişkilerinde ortaya çıkabiliyor. “Kadın hiç gitmeyecek gibi sever; amma hiç sevmemiş gibi de bırakıp gider!” demişler. Tersi de doğru olabilir. Saplantılı ilişkilerde görüyoruz bunu. Erkek o kadar takılıp kalıyor ki bir kadına; o kadının en çok nefret ettiği yaratık olabiliyor bu dünyada. O zaman da bu ilişkiler, çelişkiler yumağı olabiliyor. Hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Yukarıda belirtiğim gibi “Bırakmayandan korkacaksın azizim!”
Ümit hocam, sen yaşamış gibi anlatıyorsun; var mı böyle şeyler diyenlerinizi duyar gibiyim. “Kendi hatalarından ders alan gerçekten akıllı kişidir fakat başkalarının hatalarından ders alan daha akıllıdır” diye cevaplıyorum bu durumu.
Size babamın, trajik sigarayı bırakma hikâyesini anlatayım. Kendisi kadar iyi anlatamam ama deneyeyim. Ortaokul zamanlarında, daha küçükken sigara içerlermiş. Bir gün hiç sigarası kalmamış. Birinden istemiş. O da vermeyince; “Lanet olsun! Ben artık bu meleti bırakıyorum arkadaş!” deyip bir daha da hiç içmemiş. En azından kendisi öyle söylüyor. Ben de evvel ömrümde babamı sigara içerken hiç görmedim.
Şu sıralar TDV’nin kampanyasından aldığım üç ciltlik Tayyar Altıkulaç Hoca’nın “Zorlukları Aşarken” isimli hatırat kitabını okuyorum. Onun da böyle çocuklukta bir sigarayı bırakma hikâyesi var. Arkadaşıyla bir yolculuk sırasında aldığı “Birinci” paketini bitirdiğini anlatıyor ve gittikleri yere ulaştıklarında, çok içtiği sigaradan dolayı midesinin bulandığını ve o zamandan beri ağzına sigara koymadığını belirtiyor. Ne mutlu onun için.
Şu “bırakmak” kelimesinde biraz daha ayrıntıya inelim isterseniz. Sabahları zamanında uykuyu bırakmak mesela. Sabah namazı böyledir örneğin. Uykuyu sabah namazı vaktinde bırakmamız gerekmektedir.
Sabah kalkabilmek içinse; gece yatağa giderken de TV’yi ya da telefonu bırakmak gerekiyor. Uyku uyunma saatinde bunları bırakabiliyor muyuz, herkesin ayrı bir cevabı vardır. İnanın saat 23’le 23.30 ya da 24’te uykuya gitmek çok fark ediyor dostlar.
Yemek diyelim şimdi de. Midemizin 3’te 1’i dolunca bırakabiliyor muyuz sofrayı. Çoğunlukla da çayı; birkaç bardaktan sonra bırakabiliyor muyuz? Zor! Uzmanlar öğleden sonra kafein almayın diyorlar rahat bir uykuya dalabilmek için.
Şimdiden kuru yemişten örnek verelim. TV izlerken ya da müzik dinlerken ay çekirdeğini tadında bırakabiliyor muyuz? Yanıt maalesef: “Hayır!”
Hayatımızdaki gereksiz insanları ve mekânları bırakabiliyor muyuz, mesela! Bu kişiden kişiye değişir elbette.
En önemlisi de gereksiz tartışmayı bırakabiliyor muyuz? “Haklı da olsan tartışmayı bırakınız demiyor mu?” erenler bu hususta.
Parayı, altını, evi, arabayı, eşyayı bırakabiliyor muyuz kalbimizden?
Ölmek istemeyeceğimiz yeri terk edebiliyor muyuz? En önemlisi de bir oyun ve eğlenceden ibaret olan şu düttürü dünyayı bırakıp biraz da olsa sonsuz âleme yüzümüzü çevirebiliyor muyuz?
Son nefeste de olsa arkamızda ağlayan birilerini bırakırken biz gülebiliyor muyuz acaba? Azrail’in şu canı tenden ayırma vakti geldiğinde, biz dünyayı bırakırken dünya da bizi bırakabilecek mi acaba?
Ne mutlu; hiç ölmeyecek gibi sonsuza çalışanlara ve yarın ölecekmiş gibi bırakanlara!
Satılmış Ümit Çetinkaya
27.12.2024 – 20.03.2025
Ağlı/Kastamonu
Musa Pazarlı
Bırakacaksın Azizim.